Karşı tepenin üstünde bir şato hayaleti... Gerçek olup olmadığını anlamak için Manthon St. Bernard Şatosu okunu takip ediyoruz. İhtişamlı bir kapının önündeyiz. Sanki zaman eşiğinden atladık ve bir anda ortaçağa geçip bir senyörün şatosuna konuk olduk. Hafta sonları o günleri yaşatan kostümlü gösteriler de oluyormuş şatoda. Ortaçağdan günler çalmak istiyorsanız, siz de mutlaka Manthon Saint Bernard Şatosu?na uğramalısınız. Saint Bernard kasabası ise ağaç evleri, yemyeşil doğası, minik kilisesi ve dev gibi çam ağacının süslendiği küçük meydanı ile gerçek bir dağ kasabası. Kulağa tanıdık gelen bir Fransız şansonunun doldurduğu meydanda tam bir panayır havası esiyor. Dağın yükseklerine doğru çıktıkça, doğanın zenginliği artıyor, manzaralar güzellikleriyle insanın aklını başından alıyor. La Clusaz'a birkaç kilometre kala, Thones kasabasına uğruyoruz. Kasaba girişindeki küçük köprünün altından, buz gibi sular akıyor. Fileleri sebze ve meyve dolu kadınların geldiği yönü takip ediyoruz ve Thones kasabasında cumartesi günleri kurulan yerel pazarın içine dalıveriyoruz. Bütün kabaklar, biberler, meyveler parlıyor tazelikten. Aklınızda bulunsun, peynir almak için en iyi yerdesiniz. Çünkü Fransa'nın Haute Savoie bölgesinde, peynirleriyle meşhur Thones vadisindesiniz. Özellikle bölgedeki çiftliklerde ürettilen beaufort peynirlerini ve ev yapımı şarapları mutlaka denemelisiniz. Bölgeye yaz aylarında gittiğinizde ise, çiftlikleri tadım yapmak ve alışveriş için gezebiliyorsunuz. Zaten La Clusaz ile Thones arası 15-20 dakika.
Pullu yılbaşı kartları gibi
Kasaba girişindeki tabela; ''La Cluzas'ya Hoşgeldiniz'' diyor. Masallarda anlatılan dağ kasabalarından birindeyiz işte. Hatta karlı günlerde geçen tatlı bir aşk hikayesinin film platosunda. Bayram ve sömestr tatilini karlı bir dağ masalının içinde, kayak yaparak, şömine başında keyifli sohbetlere dalarak geçirmek isteyenlere La Clusaz'yı tanıtmak için, biz haliyle Noel öncesi geldik buraya. Dolayısıyla karlar henüz tam manasıyla ortalığı beyaz pamuk gibi bir güzelliğe dönüştürmemişti. Ama yine de, ağaç evleri, yüksek çatıları, çan kulesi ve çam ağaçları ile pullu yılbaşı kartlarından biri duruyor karşımızda. Kışın ilk karı Noel tatilinde düşmeye başlıyormuş buraya. Yılbaşı sonrasında da, beyazlıklar içinde bir masala, gece ateş başında yapılan eğlencelerle birlikte bir şenlik kasabasına dönüşüyormuş. Üstelik Avrupa sosyetesinin uzun yıllardır vazgeçemediği bu kayak merkezi, son zamanlarda Amerikalı zenginlerin ve İngiliz asillerinin de kış tatillerini geçirdikleri bir numaralı yer olmuş. Tipik bir dağ evi tarzında yapılmış otelimizin resepsiyonundaki panoda da zaten pek çok ünlü aktörlerin, politikacıların, sporcuların hatıra fotoğrafları bunu kanıtlıyor. Otelin lobisinde çıtır çıtır şömine yanıyor. Şömine başındaki rahat koltuklara oturup keyif yapmayı akşama bırakıyor ve çıtır desenli perdeleri ve yatak örtüleri ile çok sevimli olan odalarımıza hemen yerleşiveriyoruz. Buradaki otellerin her odası harika bir manzaraya bakıyor. Çam ağaçlarının boyu balkonumuza kadar çıkmış. Burada yaşayacağımız o kadar çok güzellik var ki, insan tatile nereden başlayacağını bilemiyor.
Dağların zirvelerinde macera
Mont Blanch Dağları, belli ki her iklimi farklı güzellikle yaşıyor. İkbaharda canlanıyor, yazın kalabalık sahillerinden sıkılanlara doğal alternatifler sunuyor, kışın da karlı günlerin destansı güzelliğini yazıyor. Doğaya aşık olanlar, burada yalnızca kayak yapmak zevkini yaşamakla yetinmiyor, doğanın içinde yaptığı uzun yürüyüşler ve keşif gezileriyle tatillerini unutulmaz bir anıya dönüştürüyorlar. Başımı gökyüzüne kaldırıyorum, dağların üstünde kırmızı paraşütüyle uçan maceracı bir ruh. Kimbilir, ne muhteşem güzellikler seyrediyordur yukarılardan. Bu kez uçamasak da hemen teleferiğe biniyor ve dağların zirvelerine doğru yükselmeye başlıyoruz. Bembeyaz çam ormanları, küçük göller, şırıl şırıl dereler ve sıcacık dağ evleri altımızda kalıyor. ''Özgürlüğe kanat açan bir büyü olmalı bu'' diyorum içimden... Kayak tutkunları La Clusaz'ya aşık olacaklar. Çünkü beş ayrı platodan oluşan bu kayak merkezinde, saatlerce ara vermeden kayak yapmak mümkün. Öyle ki, ayrı yükseklikteki bu platolarda, L'Etale'den Balme'a, Beauregard'dan L'Aiguille'e ve hatta Monigod üzerinden, kayak yapmadan asla ikinci kez geçemezsiniz. Ruhunuzda doğayla bütünleşmenin hazzı, arkanızda bir doğa tutkununun bembeyaz izleri... Kayak yapmayı bilmiyorsanız da sorun değil çünkü burada ders veren kayak hocaları kendi dallarında şampiyonluk kazanmış sporcular. Yalnızca kayak değil, özellikle snowboard yapmanın tüm inceliklerini de çok kısa sürede öğretiyorlar ve siz de beyazlıklar içinde kendi stilinizle uçuş yapmanın hazzını yaşyırsonuz.
Dolunayda kayak rüyası
Çocuklar ve çocuklu aileler için de iyi haberlerimiz var. La Clusaz kayak merkezi, siz kayak yaparken çocuklarınızla gün boyu ilgileniyor. Kardan adamlar yapıyorlar, kızak partileri düzenliyorlar, kayak yapmayı öğretiyorlar. Çocuklarınız inanın sizi bile unutacak orada. Araştırdık, özellikle Club des Marles ve Club des Champions bu konunun en iyi yerleri. La Clusaz kayak merkezinin sloganı, ''Sizin memnuniyetiniz ve hayallerinizin gerçeğe dönüşmesi.'' Ayışığında kayak yapmak rüyalarınızdan biri miydi? Dolunaylı gecelerde bu rüyanız gerçeğe dönüşüyor ve siz de kendinizi bir kış büyüsünün içinde buluyorsunuz. Bu dağ kasabasında oturacak vakit dahi bulamayacaksınız. Buz pateni yapmak, kızakla kaymak, kar yağarken sıcacık sulu açık hava havuzlarında mutluluktan eriyerek gece partilerine hazırlanmak, yaşamın gerçek anlamını hatırlatacak size de...
% 100 kış partisi
Yemek konusunda ise çok şanslısınız. Otel restoranlarının sıcacık atmosferi ve şık sofraları dışında, kasaba çok romantik ve çok sevimli restoranlarla dolu. Üstelik kocaman porsiyonlardaki yemeklerin lezzetlerini tarif etmek imkansız. Öğle yemeğinde Cafe Cafes Richard'ı şiddetle tavsiye ederim. Kendinize sıcak keçi peynirli bir salata söyleyin, bir kadeh de kırmızı ev şarabı. Malum, buranın peynirleri çok meşhur. Tıpkı Heidi?nin dedesi Alp Amca'nın yaptığı gibi eritme peynirlerden yiyecek, bir çocukluk hayalinizi daha gerçeğe dönüştüreceksiniz. Geceleri ise La Cluza baştan sona bir açıkhava partisine dönüşüyor. Hemen her otelin önünde, kasaba meydanında müzikler çalınıyor, danslar ediliyor, sıcak şaraplar içip dünyanın dört bir yanından gelen yeni arkadaşlarla danslar ediliyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise partiler neşeli gruplarla dolan barlarda sürüyor. Bali Bar'ın önünden ilk geçişimizde adıyla dalga geçmiştik. Gecenin bir yarısı yolumuz oraya düştü. Sahibi de, konukları da öyle sıcak ve samimi insanlar ki, çeşit çeşit içkiler sundular bize. Rom, tekila ve yeşil limon parçacıklarından oluşan Ti-Punch'ı mutlaka denemelisiniz. Neşeli bir kış partisi için ondan daha nefis bir içki görmedim. Günler de, geceler de çok uzun La Clusaz?da. Teleferikle çıkıyor, uzun yürüyüşler yapıyor, kızakla kayıyor, dükkanları dolaşıyor, karlı kartpostallar ve karlı küreler alıyor, sıcak çaylar içiyor, sıcak su havuzunda keyif yapıyor, bilardo bile oynuyoruz. Ama her günün ve gecenin sonu, şömine başındaki koltuklara yayılıp birbirimize tatlı kış hikayeleri anlatmakla noktalanıyor. La Cluzas?daki son sabahımızda, bu güzel büyüyü hafızama kazımak için balkona çıkıyorum. Kışın ilk karı burnumun üstüne düşüyor. Nerede okumuştum hatırlamıyorum, kışın ilk karı düşerken tutulan dilekler gerçek olurmuş. "Beyaz ipek gibi yağdı kar" diye başlayan bir şiir geliyor aklıma. Etrafında meleklerin uçuştuğu ağaç evlerde gerçeğe dönüşen bir kış masalı yaşamayı diliyorum. Siz de bu kış bir kar masalını gerçeğe dönüştürmek, kendi masalınızı yazmak için derhal Cafe Tur'u arayın ve La Clusaz'a gitmek için rezervasyonlarınızı yaptırın. |

